Sınav Sürecinde "Mükemmeliyetçilik" Tuzağı: Bir Adayın Yıllar Süren Mücadelesi

İçindekiler

    "İnsanın en ağır yükü, gerçekleştiremediği potansiyelidir."

    Yazan: İREM DURAĞI

     Bu sözü ilk duyduğumda sadece bir cümleydi. Bugün ise 6 yılımı, yani hayatımın neredeyse dörtte birini YKS’ye adamış biri olarak, bu sözü tüm hücrelerimde hissediyorum. Kazanırsam bu bir "azim hikayesi" olacak, belki de ilham vereceğim. Peki ya kazanamazsam? Bu soruyu sorarken bile gözlerim doluyor. Çünkü biliyorum ki toplum, sürece değil sadece sonuca odaklanır. Bu yazı, başarısızlık damgasından yorulmuş ama vazgeçmeyi reddetmiş birinin itirafıdır.

     2021 yılında liseden mezun olduğumda, pandeminin yarattığı belirsizlikler ve içsel bir travmayla hayatım altüst olmuştu. Büyük bir depresyonun içindeyken tutunacak tek bir ışık buldum: Doktor olmak. Geçmişte yaşadığım sağlık sorunları ve hastane koridorlarında doktorların hayatlara dokunuşuna duyduğum hayranlık bana ilham verdi. Ne kadar sürerse sürsün o beyaz önlüğü giyecektim. Masaya oturdum, en zor dersim olan fizikle savaşa başladım. Ailece pikniğe gittiğimizde bile dünyadan soyutlanmış, ders videolarının içine gömülmüştüm.

     Ancak en büyük hatayı sürekli tekrarlıyordum: Kusursuzluk takıntısı. Dershaneye gitmiyor, deneme çözmekten korkuyordum. Zihnimde "Deneme çözmek için her konuda kusursuz olmalıyım" gibi yanlış bir inanç vardı. Bu takıntı sınav anındaki başarısızlıklarımı besledi. 3. girişimde kendimi antidepresan kullanırken, saç yolma hastalığıyla mücadele ederken buldum. Sınav anında kalem oynatamayacak kadar kaygılıydım.

     Ailenin baskısı, "başka bir bölüm yaz git" sesleri ve metrobüs kalabalığında kendimi sorguladığım o mutsuz günler... Bilgisayar mühendisliğini burslu kazandığımda bile kalbim oraya ait değildi. Bir gün metrobüste tıp öğrencilerini ders çalışırken gördüm ve yanlış yerde olduğumu anladım.

     O gün, kazada yaralanan birine yardım ederken hissettiğim o anlam dolu an, bölümü bırakma kararımın fitilini ateşledi. Aileme haber vermeden okulu bıraktım. Artık her gün yalan söylemek, kütüphanelerde gizlice ders çalışmak ve kırık OBP gerçeğiyle savaşmak zorundaydım.  

     Süreç 2025’in sonuna kadar bu gerginlik sarmalıyla devam etti. Sonunda aileme her şeyi itiraf ettim. Beklediğim tepki gelmedi; çünkü artık onlar da istemediğim bir bölümde başarılı olamayacağımı anlamışlardı.

     Tuyun Akademi’nin deneme paketleriyle, bazen günde 13 saat çalışarak o hayalin kapısını zorladım. Bugün, o kitapları atmaya kıyabildiğim o noktadayım. 

     Ben bu sınavda sadece bilgiyle değil; psikolojimle, hayat şartlarıyla, sınav anındaki horlayan gözetmenle, aile krizleriyle ve kendi mükemmeliyetçiliğimle savaştım. 

     Eğer sen de "Sadece ders çalışmak yetmiyor, neden olmuyor?" diye soruyorsan, yalnız değilsin. Bu sınav bir bilgi ölçümü olduğu kadar bir dayanıklılık sınavı. Sonuç ne olursa olsun, bu süreçte verdiğin her emek kıymetli.

     Ben hâlâ o kapıyı çalıyorum, sen de kendi kapını çalmaktan vazgeçme.

    Yorum bırak